Bitirmek Yetmez, Göndermek Lazım

Dün bir Chrome eklentisi geliştirdim.

Basit bir şey. YouTube’da gezinirken Daha Sonra İzle listesine ulaşmak için her seferinde profil menüsüne gitmek zorunda kalıyordum. Zahmetliydi. Bunu nasıl düzeltebilirim dedim ve oturdum.

Birkaç saatte bitti.

Bunu neden anlatıyorum?

Çünkü o küçük eklenti bana bir şey öğretti. Tatminin nerede olduğunu…

Kafamdaki Senaryo

Bir ürün çıkarmadan önce kafamda hep bir senaryo olur.

“Yayınlarım, insanlar görür, bir yerden yorum gelir, işler büyür.” Böyle bir senaryo var zihnimde. Ve o senaryo gerçekleşmeyecek gibiyken, içimdeki ses hemen devreye girer:

— Kimse kullanmayacak zaten.

— Benzer şeyler var.

— Neden uğraşayım?

Bu sefer o sesi susturduktan sonra yaptım.

Ve bitirdiğimde fark ettim: Tatmin, kullanıcıdan gelmedi. Bitirmekten geldi.

Bitti Hissi Nedir?

Şöyle düşün.

Kaç proje başlattın ve yarım bıraktın? Kaç fikrin var bilgisayarında hiç başlamadığın?

Ben sayamam. Notion’da onlarca taslak var. Başladım, heyecanlandım, durdum. Hayat girdi araya. Ya da mükemmel olmayacağını düşündüm, bıraktım.

Bitmemiş bir şey seni içten kemiriyor. Farkında olmasan da o ağırlık birikiyor.

Ama bitirdiğinde bir şey düşüyor omuzundan. Soyut bir his bu. Anlatması zor. Ama bir kez hissedince, tanıyorsun.

API Olmadan Yaptım

Projeyi planlarken birkaç yol vardı önümde.

YouTube API kullanabilirdim. Daha doğru bir yaklaşım belki. Ama bürokratik. Yetkilendirme, token, kota. Haftalarca sürebilirdi.

Sonra durdum ve şunu sordum: “En basit yol nedir?”

DOM manipülasyonu. YouTube’un kendi butonlarını bulup programatik olarak tetiklemek. API yok, token yok, maliyet yok.

Bitti. Çalışıyor. Pushlandı.

Solo girişimcinin en büyük avantajı bu zaten. Bir komite yok. Onay süreci yok. “Bu daha iyi mi?” diye haftalarca tartışacak kimse yok. Sen karar veriyorsun, sen yapıyorsun, sen gönderiyorsun.

Bu aynı zamanda en büyük tuzak. Çünkü o kararları verecek kimse olmayınca, mükemmeliyetçilik devreye giriyor.

— Biraz daha geliştirsem… Şu özelliği de eklersem, sonra yayınlarım.

Sonra gelmiyor.

Portfolyo Projesi mi, Ürün mü?

Sana dürüst olacağım.

Bu eklentiyi büyütmeyi planlamıyorum. Zaten büyütülecek bir eklenti de değil. Bir kullanıcı kitlesine ulaşmayı da beklemiyorum. YouTube yarın arayüzünü değiştirse, selector’larım bozulur, eklenti çalışmayabilir.

Şu an için bu kadar yeter.

Ama şunu biliyorum, bu eklenti var. Çalışıyor. Kendi problemimi çözdü. Ve bir şeyi baştan sona götürebildiğimi, tamamlayabileceğimi bana hissettirdi.

Bu küçük his, büyük projelere zemin hazırlıyor.

Her bitirdiğin şey, bir sonrakine inanmana yardım eder.

Göndermekten Korkmak

Peki neden insanlar göndermez?

Çünkü göndermek, yargılanmayı kabul etmektir. Dosya bilgisayarında olduğu sürece potansiyel olarak kalır. Yayınlandığında gerçek olur. Ve gerçek olan şeyler eleştirilebilir.

Bu korku meşru.

Ama şunu söyleyeyim. Kimsenin umursamadığı bir şeyi yayınlamak, neredeyse hiç risk taşımaz. İlk 10, 100, hatta 1000 üründe kimse sana bakmıyor. Bu hem can sıkıcı hem de özgürleştirici.

Özgürleştirici çünkü o görünmezlik döneminde hatalarını yapıyorsun. Sessize alınmış bir salonda prova yapıyorsun. Sahne geldiğinde hazır olacaksın.

Gönder, Sonra İyileştir

Eklentinin şu anki versiyonu minimal.

Ana sayfa ve arama sonuçlarında çalışıyor. Basit bir ikon ve tek tık. Daha fazlası yok.

v2’de neler olabilir? Belki farklı listeler ekleme, klavye kısayolu. Bunları düşündüm.

Ama v2’ye v1 olmadan geçilmiyor.

Bu sıra önemli. Çünkü v1’i göndermeden v2’nin içeriğini bilemezsin. Gerçek kullanımdan önce neyin önemli olduğunu tahmin edemezsin. Çoğu zaman tahminlerin yanlış çıkıyor.

Gönder. Sonra bak. Sonra iyileştir.

Bu sırayı tersine çevirmeye çalışmak, en büyük zaman kaybı.


Dün bir Chrome eklentisi geliştirdim.

Kimse fark etmedi. Büyük bir lansman olmadı😁 Ama ben fark ettim.

Ve bu yeterli. Şimdilik.

Sevgiler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir