Derdini Anlatınca Neden Herkes Reçete Yazar?

Geçen gün LinkedIn’de bir iş hikayesi anlattım.

Büyük bir WordPress sitesini taşımam gerekmişti. Hazır araçlar işi yarıda bıraktı, kalanını elle, uğraşa uğraşa bitirdim. Hikayenin derdi şuydu: Araçlar bir yere kadar, sonrası sende.

Ertesi sabah yorumları açtım.

“Şu aracı deneseydin.” “Bence en sağlıklı yol şu.” “Bizim kullandığımız şey bunu sorunsuz yapardı.”

Gelen on iki yorumun sekizi reçeteydi.

Bir Dakika, Beni Kimse Dinlemedi mi?

İlk hissim buydu, itiraf ediyorum.

Ben “araç yetmedi ama iş bitti” diyorum. Onlar bana araç öneriyor. Hatta bir kişi işin yolunda gitmediğini düşünüp “geçmiş olsun” yazmış, destek bile teklif etmişti.

Demek ki derdimi ben de tam anlatamamışım. Bitti dediğim iş, okuyanda “yardım lazım” hissi bırakmış.

Sonra çayımı tazeleyip yorumları bir daha okudum.

Ve çok tanıdık bir şey gördüm.

Kolonya, Mentol, Zencefil

Bir aile sofrasında “başım ağrıyor” de.

Biri kolonya uzatır. Biri ilaç ismi söyler, “eczaneden iste, yeşil kutulu”. Teyzen zencefilli bir tarif anlatır. Baban “az uyuyorsun sen” der.

Kimse “geç otur, anlat, nasıl bir ağrı” demez.

Ama şunu da bilirsin, o masadaki herkes seni sever. Reçete yazmak, oralarda ilginin dilidir. “Ben de yaşadım, benim de bir bildiğim var, sana da faydam dokunsun.”

Yorumlardaki de buydu.

Reçetelerin arasında kendi başından geçen felaketi gülerek anlatan biri vardı. Benimle tatlı tatlı iddialaşıp sonunda ikimizin de haklı olduğunda anlaşan biri de…

Herkes aslında kendi hikayesini anlatıyordu. Benim hikayem sadece kapıyı açmıştı.

Herkes Kendi Alet Çantasından Okuyor

İkinci fark ettiğim şey daha da tanıdıktı.

Sunucularla uğraşan kişi çözümü sunucuda gördü. Kendi programını seven kişi o programı önerdi. Yapay zekayla haşır neşir biri “artık bu işleri yapay zeka yapıyor” dedi.

Kimse yanlış bir şey yapmıyordu. Önerilerin çoğu da işe yarar şeylerdi. Birkaçını bir sonraki taşıma için not ettim bile.

Herkes sadece hikayeyi kendi masasından okuyordu. Elinde çekiç olana her şey çivi görünür ya, herkesin elinde kendi çekici vardı.

Peki ben farklı mıyım?

Değilim. Yıllardır WordPress uzmanı olarak çalışıyorum, benim de kendi çekicim var. Geçen gün kafede menünün QR kodu açılmadı. Menüyü boş verdim, oturduğum yerden sitenin neden açılmadığını çözmeye çalıştım. Kimse benden bunu istemedi.

Reçete yazan yorumculara bozulacak halim yok yani. Ben de aynısıyım.

Peki Ne Yapacağız?

Hiçbir şey. Bu yazının sonunda “önce dinleyin” diye vaaz vermeyeceğim.

Sadece şunu görmek bile iyi geliyor: biri derdine çözüm listesiyle daldığında, bu çoğu zaman seni duymadığından değil. Katılmak istediğinden. Elindeki çekici sana uzattığından.

O yüzden yorumlardaki reçeteleri artık başka türlü okuyorum. Tavsiye olarak değil, “ben de buradayım” mesajı olarak.

O taşıma hikayesinin asıl dersini merak edersen, onu da başka bir yazıda anlattım.

Şimdi kolay bir soru:

Sen hangi takımdansın? Derdi sessizce dinleyenlerden misin, yoksa daha cümle bitmeden “onun çözümü var” diyenlerden mi?

Bana dürüst cevap ver. Ben ikinci takımdanım, gördüğün gibi.

Sevgiler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir