Ikigai Belki de Bir Şehir Seçmektir

Ikigai kitabına başladım yeniden.

Evet, bazı kitapları tekrar tekrar okumayı seviyorum. Sanki hiç okumamışım gibi, bendeki eksik kalan yanlarımı tamamlıyor.

Bu sefer kitabın 18. sayfasında takıldım kaldım.

Beş Mavi Kuşak bölgesinden bir yer geçti. Ikaria.

Küçük bir Yunan adası. Yüz yaşını geçenlerin sayısının orantısız biçimde fazla olduğu, insanların akşam yemeğini gece yarısı yediği, stres kavramının neredeyse var olmadığı bir yer.

Kitap geçti, devam etti. Ben devam edemedim.

Gayri ihtiyari

Telefonu elime aldım. Fotoğraflarına baktım Ikaria’nın.

Dar taş sokaklar. Mavi kepenkler. Kuzey Ege’nin o kendine özgü rengi… Ne kadar Türkiye kıyısına benziyor ve ne kadar da farklı.

O anda zihnimden şöyle bir şey geçti.. Bu ada benim yaşamak istediğim kuzey Ege kasabası gibi.

Sonra durdum.

Ikaria neden bu kadar tanıdık geldi?

Assos’taki sabahlar

Bir dönem her yıl Assos’a giderdim.

Çadırda da kaldım, bungalow’da da. Ama ikisinde de sabah gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey aynıydı. Kuzey Ege’nin o berrak denizi. Az ötede Midilli.

Dinginlik, sakinlik, deniz, güneş. Assos benim hiçbir şey yapmadığım yerdi. Şehrin kaosundan uzaklaşıp sadece durduğum.

Bir süredir gitmiyorum. Fark ettim ki o tarafları çok özlemişim. Belki de fark etmeden hep taşıdım bu özlemi.

Ikaria’nın fotoğraflarına bakarken aslında Assos’u da gördüm.

Bayram sabahı

Babaannemin annesi Yunanistan’dan Gelibolu’ya göçmüşler. Drama’dan. Mübadele zamanı.

Çocukken bir kez gördüm onu. Hastaydı, yatıyordu. Çok net hatırlamıyorum o anı.

Ama hatırladığım bir şey var: O bayram sabahı.

Yer yatağında, sobanın yanında uyandım. Sabah soğuktu. Dışarıdan eşek sesi geliyordu.

Babam bizi kaldırıp köyde dolandırdı. Kardeşimle eşeğe bindik. Fotoğrafımız bile var.

Köyde olmak. Farklı bir sabaha uyanmak. Evin içindeki o koku, o ses, o his.

Büyürken anlamıyorsun. Sadece hissediyorsun. Ve bir gün kitabın 18. sayfasında bir Yunan adasının fotoğrafına bakıyorsun ve o his geri geliyor.

Kan hafızası denen şey gerçek mi bilmiyorum.

Ama bir şeylerin çektiği kesin.

Ikigai’nin söylemediği

Ikigai kitabı genellikle şunu sorar: Ne yapmaktan keyif alıyorsun? Dünyaya ne verebilirsin? Bunun kesiştiği yer senin ikigain.

Güzel sorular.

Ama şunu hiç sormaz kimse. Nerede yaşadığın da ikigainin bir parçası mı?

Eğer sabah uyandığında pencereden gördüğün manzara seni bunaltıyorsa, etrafındaki tempo senin tempon değilse, yaşadığın şehir sana “burası senin yerin” demiyorsa… Anlam bulmak daha zor oluyor.

Belki Ikaria’lılar bu yüzden uzun yaşıyordur. Sadece ne yedikleri ya da kaç saat uyudukları için değil. Nerede olduklarını bildikleri için.

Henüz gitmedim

Ikaria’ya gitmedim. Assos’a da bir süredir gitmiyorum.

Ama şunu biliyorum. O fotoğraflara bakarken hissettiğim şey özlem değil sadece.

Özlemden farklı bir şey… Daha eski, daha derin. Sanki daha önce görmüşüm gibi.

Belki gitmediğin yerleri de özleyebilirsin. Belki bazı şeyler zaten sende vardır. Ve sen henüz bulamamışsındır.

Kitabın geri kalanında ne çıkacak şu an çok hatırlamıyorum.

Ama 18. sayfa bana şunu hatırlattı. Ikigai aramak bazen içe bakmakla değil, dışarı çıkmakla başlar.

Sevgiler.

Not: Fotoğraf sahibi de Drama’lıymış. Kan çekiyor derim ben buna 🙂

Photo by fellow_traveler on Unsplash

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir