Okumak Yetmez, Sistem Lazım

Okuma alışkanlığı kazanmak için motivasyon, disiplin, irade aradım.

Çözüm bir ampulde çıktı.

Çok uzun süredir kitap okumuyordum. Dinliyordum ya da dijital içerikler tüketiyordum. Kitap okuma hedefi ise, bir gün yapacağım listesinde kaldı hep.

Geçen hafta, sirkadiyen ritmimi nasıl düzenlediğimi yazmıştım. O yazının beklenmedik bir yan etkisi oldu.

Bir gece oda karardı, kitap aldım elime. Uyku geçişini hızlandırmak ve ekran bağımlılığımı azaltmak için…

Sadece 20 dakika okudum ve ertesi sabah bir şey fark ettim. O 20 dakikada zihnim hiç başka yere kaçmamıştı.

Yılda 50 Kitap Okudum Tuzağı

İnternette bir video izledim geçenlerde. Kişi yılda 50 kitap okuduğundan bahsediyordu. Sistemi anlatıyordu, rakamları paylaşıyordu. Dedim ki, bu benim yapabileceğim bir şey değil.

Ama sonra düşündüm.

Sayıya bakıyorum, kimliğe değil. 50 kitap bir sonuç. O sonucun arkasında “Ben okuyan biriyim” diyen biri var.

Atomik Alışkanlıklar’da geçen o fikir tam buraya oturuyor. Kimliği kurduğun anda soru değişiyor. “Bugün okur muyum acaba?” diye kendini ikna etmiyorsun. “Bugün ne okusam acaba?” diye düşünüyorsun.

Bir aydır bunu test ediyorum. İşe yarıyor.

Artık okumak için motivasyon aramıyorum. Dişimi fırçalamak için motivasyona ihtiyacım var mı? Hayır. Çünkü o bir kimlik. Okumayı da oraya taşıdığımda, her şey değişti.

Spor Salonunda İlk Gün

İlk gün salona gidip 100 kilo bench press denemezsin. Denersen sakatlanırsın. Bir daha da o kapıdan girmezsin.

Okuma da aynı.

Herkes diyor ki klasikleri oku, zor olanı seç, kendini zorla. Naval Ravikant’ın güzel bir yaklaşımı var: “Okumayı sevene kadar sevdiğini oku.”

Başta en ağır eseri seçip kendini cezalandırma. Merak ettiğin, içine çeken, akıp giden şeylerle başla. Sonra kademeli olarak zorlaştır.

Ben bunu yapıyorum. İlk ay sadece merak ettiğim konuları okudum. Girişimcilik, psikoloji, para. Felsefe kitaplarına dokunmadım. Ağır akademik konulara girmedim. Günde 15 dakikayla başladım.

Ve şimdi fark ediyorum: 15 dakikam çoktan 40 dakikaya çıkmış.

Zorlamadım. Kaçmadım. Kaslar güçlenmeye başlamış.

Üç Dilim

Her gün 60 dakika okumak kulağa imkansız geliyor. Bana da öyle geliyordu.

Ama 60 dakikayı tek bir blok olarak düşünmüyorum. Üç küçük dilime bölüyorum.

Sabah 20 dakika. Yataktan kalkmadan. Akıllı ampul gün ışığına dönmeye başlarken, zihin henüz gürültüye bulaşmadan okumaya başlıyorum. Benim en sevdiğim dilim bu.

Öğlen 10 dakika. Yemekten sonra, o boşluğa düştüğün anda. Sadece 10 dakika. İki üç şarkı süresi kadar bile değil.

Akşam 30 dakika. Oda kararmaya başlayınca. Ekranlar kapanıyor, kitabımı açıyorum. Günün kapanışı tam da böyle olmalı.

Sihir yok burada. Basit bir matematik var. Ve matematiğin güzel yanı şu, duygularına bağlı değil. Motivasyonun olsun olmasın, üç dilim ekmeği yiyorsun.

Bu sistemi bir aydır uyguluyorum. Haftada bir kitap olmadı daha. Ama ritim oturmaya başladı. Ritmin oturması, sayıdan çok daha değerli.

Bırakmayı Bilmek

İlk ayda en zor şeyi öğrendim. Bırakmayı.

Bir kitap aldım, 30 sayfa okudum, bağ kuramadım. İçimden bir ses devam etmem gerektiğini söyledi.

Eskiden o sese uyardım. Zorla okurdum. Sonra okumaktan tamamen soğurdum.

Bu sefer farklı davrandım. Bıraktım.

Ve suçluluk duymadım.

Öğrendiğim bir teknik var. Kitaba 30-50 sayfa şans ver. Bu aralıkta kitap seni sarmadıysa, bırak. Ama çöpe atma. Etiketle, “Zamanı değil.” de.

Belki üç ay sonra zihnin farklı bir yerde olur. Belki o kitapla doğru zamanda buluşursun.

Çünkü bazı kitaplar seni bekler. Ama sen de onları doğru zamanda bulmalısın.

Dikkat Dediğin Kas

Bir aydır kitap okuyorum ve en büyük değişim kitaplarda değil.

Dikkatimde.

Bir ay önce bilgisayarımın başına oturduğumda 30 dakika sonra dikkatim dağılıyordu. Bir iş yarım kalıyor, başka birine atlıyordum. Beş şeye aynı anda başlayıp hiçbirini bitiremiyordum.

Şimdi bir şey fark ediyorum. Kitap okurken zihin kaçmıyorsa, iş yaparken de daha az kaçıyor.

Daha yeni bir şeyler değişiyor. Çalışma oturumlarım uzuyor. Bölünmem azalıyor.

Kitap okumak sanıyordum. Aslında beynimin dikkat kasını çalıştırıyormuşum. Kitaplar ağırlık, dikkat ise güçlenen kas.

Mucize Yok, Ama…

Dürüst olacağım. Henüz birinci aydayım.

Kitap okumak, hayatımı değiştirdi diyecek kadar yol almadım.

Ama bir şeyi biliyorum. Bir ay önce dikkatimi bir yere toplayamıyordum. Şimdi günde en az 40 dakika kitapla baş başa kalıyorum. Ve o 40 dakikada zihinim başka yere kaçmıyor.

Bu küçük bir şey gibi görünüyor. Ama değil. Çünkü dikkatini geri almak, zamanını geri almaktır. Ve zamanını geri almak, hayatını geri almaktır.

Yılda 50 kitap okuyanlara bakıp “bunu ben yapamam” deme. Ben de öyle diyordum. Onların yılları var, benim bir ayım var. Ama o bir ay bana şunu öğretti. Önemli olan kaç kitap bitirdiğin değil, o sayfayı açtığında kendini nereye koyduğun.

Sayı bir vitrin. Sistem bir kimlik.

Ve kimlik, büyük kararlarla değil, küçük tekrarlarla oturuyor.

25 Dakika

Şimdi gidip mükemmel bir okuma planı yapma.

Güzel bir tablo hazırlama. Aylık hedefler koyma. Kitap listeleri çıkarma. O mükemmeliyetçilik seni iki hafta sonra bıraktırır. Biliyorum, çünkü her konuda aynı tuzağa düşmüşlüğüm var.

Bugün 25 dakika. Merak ettiğin bir konu. Elinin altındaki herhangi bir kitap. Basılı, dijital, sesli, fark etmez. Dikkat dağıtan her şeyi kapat ve sadece oku.

Ne kadar sayfa okuduğun önemli değil. Önemli olan o 25 dakikayı başlatman.

Dördüncü haftada ritim oturuyor. Biliyorum çünkü tam da oradayım.

Ben henüz yolun başındayım. Ama yolun başında olmak, yolda olmamaktan daha iyi.

Sevgiler.

Photo by Sergei Nikulin on Unsplash

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir