Geçenlerde 10 GB veritabanı olan bir WordPress sitesini taşıdım.
Manuel.
“Manuel mi? Bunun için araçlar var ya” dediğini duyar gibiyim. Haklısın, var. Hem de her iş için var. Yedekleme aracı, taşıma aracı, hızlandırma aracı. Tek tık, biraz bekle, bitti.
Ben de kullanıyorum bu araçları. Küçük ve orta boy sitelerde ciddi zaman kazandırıyorlar. Bunu söylemek lazım, hakkını yemeyelim.
Ama bu yazı, o araçların çalıştığı günler için değil. Çalışmadığı gün için.
Her aracın bir eşiği var.
Site belli bir boyutu geçince aynı araçlar yarı yolda kalmaya başlıyor. Zaman aşımı. Bellek limiti. Yüzde 70’te kesilen aktarım. Tekrar denersin, yine kesilir. Bir daha denersin, yine…
10 GB’lık veritabanında yaşanan tam buydu. Tek tıklık taşıma araçlarının hiçbiri bu boyutta işi tamamlayamıyor.
Araç orada duruyor, arayüzü şık, yorumları güzel. Ama iş bitmiyor.
İşte o an bir soruyla baş başa kalıyorsun: Şimdi ne yapacağım?
Ben site taşımayı manuel yaparak öğrendim.
Veritabanını komut satırından alıp aktarmak. Dosyaları sunucular arasında doğrudan taşımak. Adres değişikliklerini kontrollü yapmak.
Bunları öğrenirken tek tıklık araçlar da vardı aslında. Daha kolay yol dururken zor yolu seçmek mantıksız görünüyordu. Ama ben işin kendisini merak ediyordum. Aracın perde arkasında ne olduğunu bilmek istiyordum.
O merakın karşılığını yıllar sonra aldım.
Araç yarı yolda kaldığında iş durmadı. Sadece yöntem değişti. Panik yok, “site taşınamıyor” maili yok, müşteriye “araç hata veriyor” açıklaması yok.
Araç Herkesin Elinde Aynı
Burada bir şeyi fark etmeni istiyorum.
O taşıma aracını ben de indirebiliyorum, sen de, dün siteyle tanışan biri de. Araç kimseyi ayırmıyor. Herkese aynı butonu sunuyor.
Yani araç kullanmak seni farklılaştırmıyor. Fark, aracın yetmediği yerde başlıyor.
Buton çalışırken herkes uzman. Buton çalışmadığında ortada kimse kalmıyor. WordPress uzmanı dediğin kişi, o anda ortada kalıp işi bitirebilen kişi.
Bu sadece WordPress için geçerli değil. Kendi işine bak. Senin alanında da tek tıklık araçlar var. Belki tasarım aracı, belki muhasebe programı, belki yapay zeka. Hepsi işini kolaylaştırıyor ve hepsinin bir eşiği var.
O eşiğe geldiğinde ne yapacağını biliyor musun?
Araçlar Kiracı, Bilgi Ev Sahibi
Bir şey daha var, bunu yıllar içinde defalarca gördüm.
Araçlar değişiyor. Kapanıyor. Satılıyor. Yıllardır güvendiğin eklenti bir gün başka şirkete geçiyor, fiyat üç katına çıkıyor ya da geliştirme duruyor.
Aracın üstüne kurduğun beceri, araçla birlikte gidiyor.
İşin kendisini bilmek ise yanına kar kalıyor. Komut satırından veritabanı taşımayı bir kez öğrendim. O bilgi ne güncellemeyle bozuluyor, ne lisans süresi doluyor, ne şirket satılınca elimden gidiyor.
Bu konuya daha önce başka bir açıdan da yazmıştım: kodsuz araçlar kodu yok etmiyor, sadece senden gizliyor. Bugünkü hikaye aynı gerçeğin sahadaki hali. Gizlenen şey bir gün karşına çıkıyor ve o gün perde arkasını bilen aranıyor.
Peki Her Şeyi Manuel mi Yapalım?
Hayır. Öyle deseydim yalan olurdu.
Ben de rutin işlerde araç kullanıyorum. Mesele araçları reddetmek değil.
Mesele şu: Bir aracı kullanmadan önce, o aracın yaptığı işi en az bir kez kendin yapmayı dene. Yavaş olsun, hata yap, uğraş. O uğraş sana aracın ne yaptığını öğretir.
Ondan sonra aracı gönül rahatlığıyla kullan. Çünkü artık araç senin için bir kara kutu değil, bir kısayol. Kısayol kapanırsa uzun yolu biliyorsun.
Sana bir soru bırakıyorum, LinkedIn’de sorduğumda güzel cevaplar gelmişti:
Sen en son hangi işi manuel yaparak öğrendin?
Sevgiler.